Make your own free website on Tripod.com

77. el-Bâtınu(Allah [c.c.] zatını duyu organlarının algılamasından gizlemiştir, Allah’a [c.c.] gönül yolu ile yaklaşılabilinir):

 

Allah (c.c.) gerçektir (el-Hakk, ez-Zâhir). O’nun gerçekliği doğrudan beş duyu organıyla kavranamaz. O duyu organlarından gizlenmiştir. Çünkü O yücedir, aşkındır (el-Aliyy, el-Müteâlî). Kendi varlığını, birliğini, sıfatlarını ve güzel isimlerini varlık âlemiyle bizlere tanıtma yolunu seçmiştir.

 

Allah (c.c.) duyu organları yolu ile algılanacak olsaydı dünya sınavının bir değeri ve geçerliği olmazdı.

 

Allah (c.c.) kullarının Kendi’sini tanımaları için peygamberler göndermiş, kitaplar indirmiştir. Ayrıca yaratılmış olan her varlığa, olay ve olguya Kendi sıfatlarını ve güzel isimlerini yerleştirmiştir.

 

İnsanın saklı olan şeye karşı merakını biliriz. Öğrenmek, bilinmeyen şeye karşı duyulan bir merakla gerçekleşir. Apaçık, gözler önünde olan bir şey ilgimizi çekmez. Ama iki insan arasındaki bir fısıltının ne olduğunu öğrenmek için canımızı feda edebiliriz.

 

Allah (c.c.) gerçek (el-Hakk, ez-Zâhir) oluşunu kullarının öğrenmek için ilgi duyup merak ederek araştırmalarını, bu yolla adım adım Kendi’sine ulaşmalarını murat etmiştir. Şayet Allah (c.c.) duyu organlarından birisi yolu ile doğrudan algılanacak olsaydı, kimse Allah’ı (c.c.) araştırma, tanıma yoluna gitmeyecekti. Ârif olamayacaktı. Herkes dikkatini ilgili duyu organının algısı üzerinde yoğunlaştıracak, sadece bu algı ile yetinecek, O’nu sınırsız nitelikleri ve özellikleri ile tanıma gereği duymayacaktı.  Oysa marifet Allah’ı (c.c.) tanımakla elde edilir.

 

Nitekim bir kutsi hadis-i şerifte Allah (c.c.) bu konuya değinmekte ve şöyle demektedir: “Ben gizli bir hazine idim. Bilinmek ve tanınmak istedim. Onun için âlemleri yarattım.”

 

İnsan nefsi bencil yaratılmıştır. Başkasını tanımak, başkasıyla ilgilenmek çıkarlarımız söz konusu olduğunda gerçekleşir. Çoğu kişi bir ömür boyu aynı yastığa baş koyduğu eşini bile gereği biçimde tanıyamadan ölmüştür. Allah (c.c.) insanın bu bencil doğasına uygun olarak onu sınırsız ihtiyaçlara gereksinim duyan bir çaresizlikle yaratmıştır.

 

Allah (c.c.) duyu organları ile algılanabilir ve doğrudan iletişim kurulan  bir varlık olsaydı, insanoğlu doğasından gelen zaafları ve kusurları ile O’nun şanına ve şerefine yakışmayacak işler yapabilir, sözler sarf edebilirdi. Hiç kimse elini kolunu sallayarak bir idareci ile doğrudan görüşemiyorsa âlemleri yaratan Allah’ın (c.c.) duyu organlarından gizlenmesini de böyle karşılamak, bundaki rahmete şükretmek gerekir. Örneğin Allah (c.c.) hastalıkla Kendi’sinden şifa talep edilmesini arzulamış, hastalıklara şifa verenin Kendi’si olduğunun anlaşılmasını istemiştir. Şayet Allah (c.c.) duyu organlarıyla algılanıp Kendi’si ile doğrudan iletişim kurulsa idi insan hastalığın devamının altında yatan hikmetleri düşünmeden aceleci davranıp küstahlaşabilecek, belki de isyan edebilecekti. Ama Allah (c.c.) Kendi zatını gizlediği gibi devayı da dualarda, doktorlarda, ilaçlarda saklamıştır. Hasta olan kulunu nedenler zinciri ile oyalayarak ve teselli ederek Kendi’sine karşı edebini muhafaza etmesini sağlamıştır. Yine Allah (c.c.) benzer bir hikmetle ölümü Kendi taktir ettiği ve yarattığı halde bir meleğe havale etmiş, meleğin işini de yaşlılık, hastalık ve kazalarla gizlemiştir. Çünkü Allah’a (c.c.) ufacık bir saygısızlık insanın ayağının kaymasına, ebedi pişmanlığa neden olabilir.

 

El-Bâtın güzel ismi ile kula düşen görev, insan ve varlık âlemi üzerinde Allah’ın (c.c.) tecelli eden sıfat ve güzel isimleri üzerinde düşünmek, bu sayede hakikate ve marifete ermektir.